Hakkımda

Fotoğrafım
"Ya adako? ağaç dalındaki gövdeden ayrılma eğilimini farkettin mi bilmem. hep öteye, öteye uzar. gövdenin topraga kök salmış rahatlığından bir kaçıştır bu. özgürlüğe susamışlıktır. ben buna ağaç dalı kompleksi diyorum. genç hastalığıdır. ağaç dalı kompleksine tutulmuş kişi tedirgindir.insanların ağaç dallarını budayıp gövdeye yaklaştırdıkları gibi, yakınları onun içindeki bu adako yu budarlar. onu gövdeden ayırmamak için ellerinden geleni yaparlar. kimi insana ne yapılsa yararı olmaz asi daldır o ayrılır balta işlemez ona" (AYLAK ADAM)

7 Şubat 2011 Pazartesi

Ernest Hemingway


Amerikalı yazar kısa öykünün en büyük ustalarından sayılmaktadır. Hemingway izlenimlerini ve deneyimlerini kuru, kısa bir stille aktarmaya çalıştı. Yapıtlarının konusu başlıca aşk ve ölümle insanın hayattaki başarısızlığından oluşur.
Ernest Hemingway, Chicago’nun varoşlarında doktor bir babayla ev hanımı bir annenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Burada beş kardeşiyle birlikte büyüdü ve 1917'ye kadar okula devam etti. Tutkulu bir sporcu olan Hemingway, henüz öğrenci gazetesinde çalışırken gazeteci olmaya kararlıydı. Devlet okullarında eğitim gördü ve lise yıllarında yazmaya başladı, etkin ve göze batan bir öğrenciydi. Liseden mezun olduktan sonra Kansas City’ye gitti ve burda muhabir olarak çalışmaya başladı. Sağlıksız gözü yüzünden defalarca orduya girmesi engellendi. Kansas City Star gazetesini I. Dünya Savaşı'nda Kızılhaç örgütüyle birlikte sağlık memuru olarak İtalya'ya gitmek üzere bıraktı. Birinci Paylaşım Savaşımına Amerikan Kızıl Haçı’nın ambulans şoförü olarak girmeyi başardı. 8 Temmuz 1918’de Avusturya-İtalya Cephesi’nde ağır bir şekilde yaralanan Hemingway, iyileştikten sonra piyade birliğine gönüllü olarak katıldı. Savaşta yaralanınca -daha 19’unda bile değildi o zaman- ölüm korkusuyla tanıştı; bu konu bütün yapıtlarında öne çıkardı. Daha sonra Milan’da hastaneye yatırıldı ve kahramanlık nişanı verildi. Orada Kızıl Haç hemşiresi Agnes von Kurowsky’ye aşık oldu ama von Kurowsky onunla evlenmeyi reddetti.
Evinde sağlığına kavuştuktan sonra tekrar yazmaya başladı ve bir süre Chicago’da düzensiz işlerde çalıştı. Hemingway, 1920'de evlendiği Hadley Richardson ile birlikte Toronto Star Weekly gazetesi için dış ülke muhabiri olarak Avrupa yolculuğuna çıktı. Fransa’ya gitti. Orada diğer Amerikalı yazarlar tarafından -F. Scott Fitzgerald, Gertrude Stein, Ezra Pound- yüreklendirilen Hemingway, haber dışı yazılarını da yayınlamaya başladı. Birlikte bir çocuk sahibi olduğu ilk eşinden 1924'te boşandı. İkinci evliliğini gazeteci Pauline Pfeiffer ile yaptı (iki çocuk) ve 1940'ta boşandı. 1921'de Türk-Yunan savaşında savaş muhabiri olarak bulundu. Bir yıl sonra da Mussolini'nin Roma'ya yürüyüşünü anlattı. Amerikalı yazar Gertrude Stein ile arkadaşlığını ilerletti böylece Hemingway edebiyata yönelmeye heveslendi. seçme öykülerden oluşan ilk önemli kitabı, 1925 yılında “In Our Times” (Zamanımızda) adıyla New York City’de yayınlandı In Our Times’ da Hemingway izlenimlerini sade, açık bir dille aktardı.Sonrasında Toronto Star’ın dış muhabiri olarak 1926 yılında “The Sun Also Rises’ı (Güneş de Doğar) yayınladı, o bu romanını, “ilk somut başarısı” olarak tanımlıyordu. Fransa’da ve İspanya’da yaşayan “başıboş” göçmenlerin (savaş-sonrası “kayıp kuşak”) yaşamını anlatan “kötümser” ve parlak bir kitaptı bu. Bu çalışma ayrıca onu kamuoyuna tanıtan ilk çalışma olmuştu“Men Without Women”la ( Kadınsız Erkekler 1927) beraber kısa öykünün üstadı olarak anılmaya başlandı. A Farewell to Arms (Silahlara Veda, 1929) adlı romanı çok büyük bir başarı kaydetti. Hemingway bu romanında yaralı bir askerin bir hemşireye duyduğu aşkı anlatı. Hemingway, aşk ile savaşı harmanlayarak sert ama lirik bir roman koydu ortaya. Politik Konular İspanya'ya yaptığı bir yolculuk esnasında Death in the Afternoon (Öğleden Sonra Ölüm, 1931) adlı romanı yazdı. Romanda Hemingway için tutku haline gelmiş olan boğa güreşine ve bu güreşlerin ülkesine saygı ve sevgisi gözler önüne serilir. Hemingway için boğa güreşleri bir spordan çok trajik bir tören olarak görülmüştür. 1933’te yayınlanan “Winner Take Nothing” ( Kazanana Ödül Yok ) onun öykücülük alanında ününün yerleşmesini sağlayan eseri oldu. Bu öyküler onun stilinin kusursuzluğun en iyi örnekleri olarak kabul edildi. En iyi öyküleri arasında “The Killers”, The Short Happy Life of Francis Macomber” ve “The Snows of Kilimajoro” sayılabilir.
Afrika turunu 1935'te The Green Hills of Africa'da (Afrika'nın Yeşil Tepeleri, 1935) anlattı. Bundan sonra,(1938) İspanya İç Savaşı dolayısıyla ve ülkeye olan yoğun ilgisinin de bir sonucu olarak dört kez İspanya’ya gitti. General Fransisco Franco önderliğindeki Milliyetçilere karşı Cumhuriyetçiler için para topladı ve “The Fifth Column” adlı bir oyun yazdı. Oyun, işgal altındaki Madrid’te sergilendi.Hemingway 1939'da Küba'ya taşındı. Bir yıl sonra gazeteci Martha Gallhorn ile evlendi (1944'te boşandılar). Dördüncü evliliğini 1946'da Mary Welsh ile yaptı. Yine 1940 yılında For Whom the Bell Tolls (Çanlar Kimin İçin Çalıyor) adlı başarılı romanı çıktı.For Whom The Bell Tolls” (1940). Birçok eleştirmen bu romanın “A Farewell to Arms”tan daha iyi bir roman olduğunu iddia eder. Milliyetçi cephe ardındaki gerilla grubuna katılması için Guadarrama Dağları’na yollanan Amerikalı bir gönüllü olan Robert Jordan’ın öyküsünü anlatır bu romanında. Roman daha çok Jordan’ın değişik kişilerle kurduğu ilişkiler üzerine kurulmuştur. Diyaloglar, geri-dönüşler ve öyküler yoluyla İspanyol karakterinin canlı bir profilini çizer ve İç Savaş’ın harekete geçirdiği acımasızlığı ve insanlık dışılığı gözler önüne serer.
Hemingway toplum adına sorumluluk üstlenmeyi kabul eder. Bu düşüncesini 1942'de girdiği Amerikan deniz kuvvetlerinde uygulamaya koydu. İstila birliklerinin muhabiri olarak 1944'te Fransa çıkartmasına ve Paris'in kurtuluşuna katıldı.1952'de Hemingway'ın öykücülükteki başyapıtı The Old Man and the Sea (İhtiyar Adam ve Deniz) yayınlandı. Hemingway 1953'te Pulitzer Ödülünü aldıktan sonra 1954'te Nobel Edebiyat Ödülüne layık görüldü. 1960’tan sonra Hemingway Ketchum’da (Idaho) yaşamaya başladı ve yaşamını ve çalışmalarını önceki gibi sürdürmeye çalıştı. Bir süre için başarılı oldu, ancak daha sonra, anksiyete ve depresyon dolayısıyla Rochester’da Mayo Clinic’te elektroşok tedavisi görmeye başladı. Eve dönmesine iki gün kala tutkulu bir avcı olan ( J.D salinger’latartıştıkları bir şeyi kanıtlamak için silahını çekip bir tavuğun kafasını uçuracak kadar nişancı) Hemingway 61 yaşında, Ketchum/Idaho'da kendisini avcı tüfeğiyle vurarak yaşamına son verdi.
Hemingway sadece kendi gözleriyle gördüğü, kendi tecrübeleriyle yaşadığı zorlukları ve mutlulukları yazdığını söyler. Charles Bukowski de Hemingway’ın yazdıklarından ve tarzından özelliklede kendisinin ilk dönem hikayelerinden fazlaca etkilendiğini belirtir. Hemingway’in öyküleri kısa,yargı belirtmeyen,acık ve basit cümlelerden oluşurdu. Onun öykücülük dönemi kısa öykücülük geleneğinin şahlandığı nokta olmuştur. Ufak imgelerle roman boyutunda mesajları okuyucuya iletebilmektir; Örneğin "Hills Like White Elephants" öyküsünde tren istasyonunda bekleyen çiftin nereden geldiği ya da nereye gittiği hakkında hiçbir şey bilmeyiz,fakat Hemingway tek bir yerde şöyle bir cümle yazar "bavulunun üzeri çeşitli otel adlarının yazdığı yapışkan kağıtlarla doluydu". İşte sadece bu cümleyle onların uzun zamandır başıboş dolaştıklarını,yersiz yurtsuz olduklarını bize aktarır Hemingway.

Yaşlı Adam ve Deniz’in Kahramanı Balıkçı Fuentes’den…
Kübanın sahil kenti Cojimar'da yaşayan balıkçı Fuentes, Hemingway'in kaptanı, balık avına çıktığı arkadaşı, dostu ve esin kaynağıydı. Fuentes Hemingway'in Pilar adlı teknesinin bağlı bulunduğu Cojimar limanında bu sıradışı dostluğunu ve anılarını anlatmış; Ernest Hemingway kendi zevki için balık avlamaya bayılırdı. Sık sık sabahın köründe balığa çıkardık. Bu gezilerin çoğuna, o zamanlar adlarını bilmediğim arkadaşları (Errol Flynn, Ava Gardner, Gary Cooper, Spencer Tracy, Ingrid Bergman) da katılırdı. Onlardan, güverteye çıkarken ayakkabılarını çıkarmalarını kibarca rica ederdim diyor Fuentes. Ernest ve ben birbirimize güvenebileceğimizi defalarca test etme fırsatı bulduk. Evime gelirdi ve pişirdiğim spagettileri büyük bir iştahla yerdi. Karımla tanıştı, kızlarıma büyük sıcaklık gösterir onları şımartacak kadar severdi. Ailemizin özel günlerinde, bayramlarda bizimle birlikte olurdu. İkinci Dünya Savaşı’nda beni Küba'dan denizaltıyla kaçırmayı önerdi. Yıllar sonra öğrendim ki, orada Naziler yaman bir casus avındaymışlar. Kendini benim için nasıl tehlikeye attığını o zaman daha iyi anladım. Birçokları hala Hemingway'in sırf maceracı bir ruha sahip olduğu için kendini düşünmeden bir takım tehlikelere attığına inanıyor. Oysa onun insan hayatına büyük bir saygısı vardı. Buradaki fakir insanlara çok büyük yardımları dokundu. O bizden biriydi. Yüzünden her zaman gülümseme taşan bu büyük adam ayağında sandaletler sırtında bir balıkçı gömleği ile aramızda dolaşırdı. Zaman zaman kol gücünü ölçmek için bizim yaptığımız ağır işlere o da soyunurdu ya da dostça yaptığımız boks maçlarına katılırdı. Bütün bu anılarımız bir sonucu olarak bazılarımız onun kitaplarına girdik. Mesela ‘‘Yaşlı Adam ve Deniz’’ romanında ben varım. Genç bir delikanlıyken bir sandalı karaya çekmeye çalışırken az kalsın boğuluyordum. Bir keresinde balık avlayan yaşlı bir adamla küçük bir çocuk görmüştük. Daha sonra bu sahneye romanda rastladım. Tüm zamanların en büyük balığını yakalamak ise Ernest ve benim hiç yok olmayan ortak düşümüzdü. Onu son kez 1961 yılında ölmeden bir kaç ay önce gördüm. Özel sekreteri bana intihar gibi bir sonun onun için kaçınılmaz olduğunu söyledi. Gömülmesinden sonra karısı Mary beni ziyaret etti. Deniz ve av malzemelerinin hepsini de beraberinde getirdi.

Ozan Şafak

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder