Yirmi sekiz yaşındaydı, tedirgindi. Yusuf Atılgan Aylak Adam adlı romanının kahramanı C.’yi böyle tarif ediyordu, kitabın daha ilk sayfalarında henüz onu pek tanımamıza fırsatımız olmadan. İşte bu ilk vurucu cümle ile şekillenmeye başlıyordu kafamızda C.
Her şeye karşı duran karşı olan bir adam. Sıradanlığa, tekdüzelige, alışılmışın kolaycılığına hiç mi hiç katlanamıyor, hem farklıyı, hem doğru olanı arıyor hayatta. Çabasının boşuna olduğunun da farkında üstelik. Tedirginliği tam da buradan kaynaklanıyor C.’nin. Bu da mitolojik bir kahraman olan Sisifos’u hatırlatıyor hemen bize. Albert Camus Sisifos Söyleni adlı denemesinde Sisifos’u anlamsızlığın ( saçma ) bir simgesi olarak tanımlar. Anlamsızlığın temelinde ise ‘‘boşuna’’lık duygusu yatmaktadır. C. de Sisifos gibi umutsuz bir kahramandır; çünkü bilinçlidir, toplumun ve koşulların kaçınılmaz baskısına rağmen yükünü bilerek ve farkında olarak bir an bile unutmadan taşır. Bu korkunç anlamsızlığın bir gün biteceğini bile ummaz, her zaman kendi kendisiyle ve toplumla savaşmaktadır. Toplum bu kahramana, üzerine uymayan bir elbise gibi rahatsızlık vermektedir. Böylece giderek yalnızlaşır C. ve şöyle der: ''...İçinizde boşluklar yok neden ben de sizin gibi olamıyorum? Bir ben miyim düşünen? Bir ben miyim yalnız.''
C.'nin bu yalnızlığının, kendinden başka insanların varlığına tahammül edememe, insanlarla ilişkilerini bir alışveriş soğukluğuna indirgemesinden kaynaklandığınıda keşfederiz sayfalar ilerledikçe. Bu da C.'nin topluma yabancılaşmasının kaynağı olarak görülür romanda. Yalnızlığının dışa vurum biçimi olaraksa çevreyi kendine göre kurma eğilimi gösterir. Doğrunun kendi doğrusu olduğuna inanır. İçinde yaşadığı topluma karşı durur. Kendisinin var ettiği dünyayı olağan ve normal sayarken bunun dışında kalanları suçlar.Toplumun değer yargıları karşısında kendi değer yargılarını koymaya çalışır. Bunda başarısız oldukça ilişkilerini en aza indirger. Kendisinin topluma bakış açısınıda ''adako''( ağaç dalı kompleksi ) ve ''kuyara''(kumda yatma rahatlığı) adını verdiği teori ile sembolize eder. ''Adako'' ve ''kuyara'' da bu iki dünyanın karşıtlığıdır aslında. C.’nin bu yaklaşımı ise bir bakıma varoluşçu bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir; çünkü o klasik bir söylemle kendi özünü var etmektedir. Orhan Hançerlioğlu felsefe sözlüğünün varoluşçuluk maddesinde bu durumu şöyle açıklar: Nitekim varoluşçular topluma karşı çıkmakta ve toplumun kişiyi bireyselliğinden yoksun kıldığını ileri sürmektedir. Varoluşçuluğun ayırıcı niteliği, kişisel tedirginliği, bu tedirginliğin nedenlerini çözümlemeye çalışacağı yerde, topluma karşı çıkmaya yönelerek gidermek istemesidir.
Bu noktada aklımıza hemen varoluşçulukla ilgili birkaç söz gelir. Örneğin Weil' e göre varoluşçuluk bir bunalım, Mounier' e göre umutsuzluk, Hamelin' e göre bunaltı, Banfi' ye göre kötümserlik, Whal' e göre başkaldırış, Marcel' e göre özgürlük, J.P. Sartre' a göre ise dünyaya atılarak, orda acı çekerek, savaşarak yavaş yavaş kendini belirlemektir. Tüm bunları C.'nin yaşamı içersinde görürüz.
Yusuf Atılgan' nın nitelemesiyle ise C. biraz nevrasteniktir. ''Bence aradığı gerçek sevgiyi hiç bir zaman bulamayacaktır.'' diye cevaplar C. ile ilgili soruları. Zaten kahramanımız C. için başkaları, J.P. Sartre' ın deyimiyle cehennemdir. C.' nin sevgiyi sadece cinselliğe indirgemesinin nedeni de budur. Çünkü sevgi duygusallık ister ve C. bu duygusallıktan yoksundur. Cengiz Güleç de C. yi şöyle yorumlar: ''Sorunu sevgisizliktir. Yazar ölüm - yaşam ikilemini ise şizoit bir insanın iç hesaplaşması olarak vermiştir. Bu derecesi farklı olmakla beraber, temel ve evrensel bir sorundur. Bütün insanların, kendi varlığı üzerine katlanıp onu anlamaya çalışan her düşünen insanın yaşadığı varoluş kaygısıdır. Bütün bunlara karşılık ''bir çeşit umutsuzluktan kurtulmak için içiyorum'' der C. ''Belki de kendi kendimden.''
Ayalak Adamın yazarı Yusuf Atılgan da birçok açıdan varoluşçuluğu benimsemiş bir yazardır.'' Benim yazarlığımdan daha önemlisi günlük yaşamımdır'' diyerek de bunu kanıtlar. Varoluşçuluğun kurucusu kabul edilen S. Kierkegaard'dan çevirdiği bazı pasajları ise Değişim dergisinde (1961-62) yayımlanmıştır. Kendisi Camus, Kafka ve Sartre' den etkilendiğini onla yapılan söyleşilerde dile getirirken, yapıtlarında bu önemli yazarların izlerinin buluna bileceğini belirtir. Yusuf Atılgan’da böylece Aylak Adam' la Türk romanında varoluşçu yaklaşımla yazan ilk yazarlar grubuna girmiştir. Varoluşçuluğun da etkisiyle,bu doğrultuda okunabilecek; uyumsuzluk, bunaltı, saçmalaşan yaşam gibi temaları da öne çıkarır romanlarında. Ama bir çok önemli yazar gibi Yusuf Atılgan da umutsuzluğu alaycı bir ifadeyle yansıtır. İroni C.'nin de tek dayanak noktasıdır.
Yusuf Atılgan’ın Anayurt Oteli adlı ikinci kitabını da ''saçma'' ve ''isyan'' kavramları üstüne kurduğunu görürüz. B. Moran'a göre bu tez romanlarının biçimine de yansımıştır. Y. Atılgan ilk romanı Aylak Adam'da klasik anlatı yöntemlerinden yararlanırken Anayurt Oteli'ni daha değişik bir yöntemle, "Saçma kavramının göstergesi olarak" kurmaya çalışmıştır. "Ne karakter çizmede, ne olay örgüsü kurmada ne de kullandığı anlatıcı konusunda geleneksel roman konvansiyonlarına uymuştur yazar. Atılgan, Aylak Adam'ı bir roman olarak, Anayurt Oteli'ni ise bir tür anti-roman olarak yazmış diyebiliriz" der B. Moran
Sonuç olarak, Aylak Adam Yusuf Atılgan' ın ilk romanıdır. Onun yaşadığı dönem ve koşullar itibariyle yabancılaşma ve varoluş sorunu üzerine eğildiği bir yapıttır. Yusuf Atılgan' ın diğer öykü ve romanlarında da yabancılaşma, yalnızlık, varoluş sorunları, intihar, sevgi, cinsellik hemen hemen ortak konulardır. Belki de sırf bu yüzden bile Yusuf Atılgan edebiyatımızda hiç eskimeyen isimlerden biri olacaktır.
Ozan Şafak
Hakkımda
- A-da-ko
- "Ya adako? ağaç dalındaki gövdeden ayrılma eğilimini farkettin mi bilmem. hep öteye, öteye uzar. gövdenin topraga kök salmış rahatlığından bir kaçıştır bu. özgürlüğe susamışlıktır. ben buna ağaç dalı kompleksi diyorum. genç hastalığıdır. ağaç dalı kompleksine tutulmuş kişi tedirgindir.insanların ağaç dallarını budayıp gövdeye yaklaştırdıkları gibi, yakınları onun içindeki bu adako yu budarlar. onu gövdeden ayırmamak için ellerinden geleni yaparlar. kimi insana ne yapılsa yararı olmaz asi daldır o ayrılır balta işlemez ona" (AYLAK ADAM)
7 Şubat 2011 Pazartesi
BİR AYLAK OLARAK C.’NİN PORTRESİ
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder