Hakkımda

Fotoğrafım
"Ya adako? ağaç dalındaki gövdeden ayrılma eğilimini farkettin mi bilmem. hep öteye, öteye uzar. gövdenin topraga kök salmış rahatlığından bir kaçıştır bu. özgürlüğe susamışlıktır. ben buna ağaç dalı kompleksi diyorum. genç hastalığıdır. ağaç dalı kompleksine tutulmuş kişi tedirgindir.insanların ağaç dallarını budayıp gövdeye yaklaştırdıkları gibi, yakınları onun içindeki bu adako yu budarlar. onu gövdeden ayırmamak için ellerinden geleni yaparlar. kimi insana ne yapılsa yararı olmaz asi daldır o ayrılır balta işlemez ona" (AYLAK ADAM)

16 Ocak 2011 Pazar

Modern İnsanın Karanlığı


Günümüzde modern insanın kimliksizliği bir anlamda markaların, şirketlerin kimliğini geliştirmesini kolaylaştırdı. Yaşadığımız yüzyıl boyunca “ben kimim” diye soran insanların sayısı gittikçe arttı. Sartre, Camus, Kafka gibi yazarlar ise kitaplarında bunun cevabını arayıp durdular.
Gündüz Vassaf “Cennetin Dibi” adlı kitabında şöyle diyor: Sırtlarında taşıdıkları ürünlerin imajı doğrultusunda giyiniyor, konuşuyor, sevişiyorlar. Gerçek hayatlarında reklam dünyasının plastik mutluluğunu yaşıyorlar.
Belki de böylelikle insan kendi benliğine yabancılaşarak iki farklı kişilik oluşturuyor toplum içinde. Yaşadığımız hayatta çevremizin bu şekilde bir imajlar dünyasıyla kuşatılmış olması, bireyin özgür seçimlerini uygulayamaması, diğer insanlarla ilişkilerinde bir sahte benlik geliştirip oyunlar oynaması sonucunu da doğuruyor. R.D.Laing ise insanların, hiçbir şeyin tadını almadan; aşkı, sevinci, ölümü, acıyı gerçekten hissetmeden yaşadıklarını, ruhsuzlaşan insanın gerçeklerden, gerçek dünyadan yalıtılarak hastalıklı bir toplum oluşturduğunu vurguluyor “Bölünmüş Benlik” adlı kitabında. İşte bu noktada ruhsuzlaşan insanın toplum içinde var olma savaşı başlıyor. Ve bu toplumun içinde bizim nasıl var olacağımızı da bize reklamlar ve şirketler öğretiyor, bizi gerçeklerden uzaklaştırarak, bize bir imajlar dünyası kuruyorlar.
David Fincher’ın Fight Club (Dövüş Kulübü) adlı filminde bu açık bir şekilde vurgulanıyor. Filmin iki ana karakteri bindikleri otobüsün içindeki reklam panosunda gördükleri, üzerinde Calvin Klein marka bir iç çamaşırı giyen kaslı ve yakışıklı bir erkeğe bakarak şöyle diyorlar: Sence bir erkek böyle mi olmalı?
Modern toplum adı altında her türlü tüketim maddesi bu şekilde hayatımıza sızdıkça sızıyor ve her birimiz tüketim toplumunun bedenli örnekleri haline geliyoruz. Sürekli bir tamamlanamamışlık duygusuyla tükettikçe tüketiyoruz. Bu durum insanda boşluk, anlamsızlık gibi duyguların ortaya çıkışını kolaylaştırıyor, insan gerçek dünyadan yalıtılarak ideal olmaya çalışan, tamamlanmayı tüketim toplumunun ürünlerinde arayan bir varlık haline geliyor. Engin Gençtan “Hayat” adlı kitabında, İnsan doğanın varoluş biçiminden uzaklaştıkça, ona sahip oldukça varolabileceğine inanmaya başladı. Diğer insanları da ihtiyaçlarını karşılayacak nesneler olarak algıladıkça, ilişki adına ilişki yaşayabilecek kimse kalmadığında yalnızlaştı, diyor.
İşte bu noktada yine Dövüş Kulübü’ndeki baş karakterin (anlatıcı) böyle bir süreçten geçerek şizofren olması ve modern toplumla çatışması örnek gösterilebilir. Anlatıcının yarattığı Alterego’su (Tyler Durden) tüketim toplumunun ideallerine saldırarak modern toplumu yerle bir etmeye çalışıyor ve özgürlüğünü arıyor. Belki de insanoğlu bu süreçten geçerek önümüzdeki yıllarda bir örnekleştirildiğinin farkına varacak ve özgürlüğün yollarını aramaya başlayacaktır.

Anlatıcı: Sadece bir mobilya aldığında, kendine, işte bu dersin. İhtiyacım olan son kanepe. Her ne olursa olsun o kanepe problemini çözecektim, hepsine sahip olacaktım. Oldukça iyi bir müzik setim vardı. Ayrıca oldukça saygın gardıroba sahiptim. Tam olmaya çok yaklaşmıştım.
Tyler: S… et dostum. Şimdi hepsi gitti işte.
Anlatıcı: Hepsi gitti.
Tyler: Yorgan nedir bilir misin?
Anlatıcı: Rahatlık, bir tür battaniye.
Tyler: Sadece bir battaniye. Neden sen ve ben gibiler yorganın ne olduğunu bilirler? Bu gerçekten avcı ve toplayıcı hayat için bu kadar önemli midir? Öyleyse biz neyiz?
Anlatıcı: Tüketici.
Tyler: Doğru, bizler tüketiciyiz, hayat boyu bir saplantı içindeyiz. Pazarlanan ürünler bizim yaşam tarzımızın tutkusu haline geliyor. Cinayet, suç, yoksulluk, bunlar beni ilgilendirmiyor. Beni ilgilendiren şeyler ünlülerin hayatı, magazinler, üç yüz kanallı televizyonlar, donumda bir harfin adının yazılı olması, viagra, rogaine, olstra.
Anlatıcı: Martha Stewart.
Tyler: Si..yim Martha Stewart’ı hep aşağı doğru dostum. Öyleyse s… et şu kanepeyi ya da yeşil kumaş desenleri. Ben diyorum ki mükemmel olmayı bırak. Ben diyorum ki hadi evrim geçirelim. Bırak kırıntıları, nereye düşmesi gerekiyorsa düşsünler. Fakat bu benim yanlışım olabilir.
Anlatıcı: Sanırım sigortam hepsini öder.
Tyler: Sahip olduğum şeyler sana sahip olmaya başlamış dostum.

Ozan Şafak

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder